Gazze savaşının insanlığa bedeli nedir?
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Gazze’de yaşanan dehşetin devam etmesi ve bu şiddeti sona erdirmeye yönelik herhangi bir adım atılmaması, bölgesel sonuçların yanı sıra, ödenecek bedelin küresel boyutlarını da sorgulamayı gerektiriyor. Gazze’de masum sivillere yaşatılan acılar neredeyse tarif edilemez bir seviyeye ulaştı. Buna rağmen İsrail’in askeri operasyonunu yoğunlaştırma kararı alarak bölgesel yayılmacı politikasında yeni bir aşamaya geçmesi, hem uluslararası barış ve güvenlik hem de Gazze’deki insani kriz açısından ciddi sonuçlar doğuracaktır.
İsrail, kadın, çocuk ya da gazeteci demeden, sivilleri fütursuzca katletmeye devam ediyor ve Batı’nın herhangi bir engellemesiyle karşılaşmıyor. Bir yandan bombalar gece gündüz yağarken, diğer yandan siviller kıtlığa ve susuzluğa maruz bırakılıyorlar. 60 binden fazla kişinin öldüğü bu ortamda, anne-babalar evlatları için bir lokma ekmek ve bir damla su arar haldeler. Bu yaşananlar karşısında insanlık sessiz kalmamalı. Quitacetconsentirevidetur (sessizlik rıza göstermektir).
Batı’nın en parlak zihinlerinden biri olan Albert Einstein, Holokost’tan kaçarken böyle bir sessizliğin sonuçlarını gözlemlemiş: “Dünya kötülük yapanlar tarafından değil, onları izleyip tepki vermeyenler tarafından yok edilecek.” Tepkisizlik, kötülüğü besler. Holokost sırasında işlenen soykırımın gerçek boyutunun sonradan ortaya çıktığı da hatırda tutulmalı. Batı, suçlulardan bazılarını Nürnberg’de ve sonrasındaki savaş suçları mahkemelerinde adalet önüne çıkararak gerekeni yaptı.
Ancak bugün, her inançtan ve her kesimden insan, acımasız bir katliamı gündelik olarak canlı canlı izliyor. Söz konusu zulüm tüm dünyayı zehirliyor, insanlık olarak ruh sağlığımızı bozuyor. Bu çaptaki bir vahşete ne kadar uzun süre seyirci kalınır ve izlenirse, insanlığın adalet duygusu ve hukukun üstünlüğüne olan inancı o denli zedelenir. Daha da vahimi, İsrail’in dokunulmazlığına şahit olan başka odakların kendi kitlesel kötülüklerini planlamadıkları ne malum?
Gazze’de trajik biçimde başlayan savaş, artık İsrail’in işlediği bir dizi savaş suçuna ve soykırıma dönüştü. Vicdan sahibi siyasetçiler ile muteber akademisyenler ve uzmanlar, durumun ciddiyetine gerekli dikkati çektiler. Dünyanın farklı yerlerinden olayları takip edenler, İsrail’in Gazze’deki vahşetini nasıl sürdürebildiğine akıl erdiremiyorlar. İsrail kökenli Amerikalı akademisyen Omer Bartov geçtiğimiz günlerde New York Times’da yayımlanan bir makalesinde şu ifadeleri kullanmış: “Ben soykırım araştırmacısıyım. Bir soykırım gördüğümde, bunu anlarım.” Bartov, Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımının “bir toplumun kendini yeniden tesis etmesini imkânsız kılma niyetini” içerdiğine işaretle, “İsrail’in tam olarak bunu yapmaya çalıştığı” sonucuna varıyor. Benzer şekilde geçtiğimiz günlerde, BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese İsrail’in “modern tarihin en acımasız soykırımlarından birini gerçekleştirdiğini” ifade etti.
Eski İsrail başbakanları ve genelkurmay başkanları bile yaşanan vahşeti savaş suçu olarak tanımlayıp, bunun derhal sonlandırılması çağrısında bulundular ve failleri kınadılar.
Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanmasının üzerinden yarım asır geçmişken, uluslararası kuralların ve insan haklarının böylesine bariz bir şekilde ihlal edildiğini görmek gerçekten üzücü. Doğal olarak, demokratik toplumlar Gazze’de yaşananlar sebebiyle çalkantılı bir dönemden geçiyorlar. Söylemler ve fiiller arasındaki bariz tutarsızlık, vatandaşların hükümetlerine yönelik güvenlerini sarsıyor. Bu açıdan, savaşın en önemli sonuçlarından biri, birçok ülkenin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarması oldu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘ya koşulsuz desteğini sürdüren ABD, buradaki en büyük sorumlu. Ancak tek kabahatli değil. Birçok Avrupa ülkesi Filistin Devleti’ni tanıdığını veya tanıyacağını açıkladı. Ancak İsrail’e yönelik silah satışlarının büyük oranda devam etmesi, Netanyahu’ya Gazze halkına yönelik saldırılarını sürdürmesi konusunda yeşil ışık yakıyor. İsrail, artık Holokost’un dehşetinden sıyrılmaya çalışan bir ulus değil, yüz binlerce masum insana yakın tarihte görülmemiş ölçekte ve tarifsiz acılar yaşatan bir ülke. Savaşın, İsrail’in kendisine de büyük zararlar vermesi kaçınılmaz. Ülke tarihinin en aşırı sağcı hükümetine liderlik eden Netanyahu, iktidarını korumak ve sorumluluktan kaçmak için mahkemeler ile diğer demokratik kurumları zedeliyor. Aynı zamanda, hükümetinin politikaları ve söylemleri küresel çapta antisemitizmi körüklüyor.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım gözlerimizin önünde devam ederken zaman daralıyor. Sırf Gazze’ye değil, aynı zamanda insanlığa ve küresel düzene verilen zararların ifadesi zor. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi Avrupa’nın savunucusu olduğunu iddia ettiği tüm ortak değerler tehdit altında. Gazze’deki savaşı sona erdirmek için Avrupa, kalıcı bir çözüm bulmada daha aktif bir rol oynamalı. Artık kaybetmiş olduğu güveni ve itibarı yeniden tesis edebilmesinin tek yolu bu.
Einstein’ın sözlerini akılda tutmalıyız. Bu denli büyük acılar karşısında tepkisizlik, tarafsızlık değil suç ortaklığıdır. Bu savaşın bedeli, bizim de gelecek nesillerin de kaldıramayacağı kadar ağırlaşıyor. Demokratik, kural-temelli ve insan odaklı bir uluslararası düzeni güvence altına almak için acilen harekete geçilmediği takdirde, bedelini tüm insanlık olarak ödeyeceğiz.
abdullahgul.gen.tr’den alınmıştır.